Ana içeriğe atla

Eymi Kids

Çocuklarda Yas: Kaybı Anlamlandırırken Yanında Olmak

Kategoriler: Uncategorized

Bir çocuğa sevdiği birinin öldüğünü anlatmak, yetişkinler için en zor konuşmalardan biri olabilir. Çocuğu üzmekten, korkutmaktan ya da ne söyleyeceğinizi bilememekten dolayı konuşmayı ertelemek veya gerçeği daha yumuşak ifadelerle anlatmak isteyebilirsiniz. Oysa çocukların yas sürecinde en çok ihtiyaç duydukları şeylerden biri, yaşlarına uygun, dürüst, açık ve güven veren bir anlatımdır.

Çocuklar ölümü nasıl anlar? 

Özellikle okul öncesi dönemde çocukların ölüm anlayışı yetişkinlerden farklıdır. Ölümün kalıcı olduğunu henüz tam olarak kavrayamayabilirler. Bu nedenle sevdiği birinin öldüğünü öğrendikten sonra “Ne zaman geri gelecek?”, “Yarın onu görebilir miyiz?” ya da “Bizi duyuyor mu?” gibi soruları tekrar tekrar sorabilirler. Aynı soruya birçok kez cevap vermeniz gerekebilir. Bu tekrarlar çoğu zaman çocuğun sizi dinlemediğini değil, anlaması oldukça güç bir gerçeği zihninde yavaş yavaş işlemeye çalıştığını gösterir. Küçük çocuklarda düşünce daha somut olduğu için ölümün nedenleri konusunda kendilerini sorumlu hissettikleri durumlar da olabilir. Örneğin daha önce o kişiye kızdığı veya “Keşke gitse.” diye düşündüğü için ölümün gerçekleştiğini düşünebilir. Bu nedenle gerektiğinde çocuğa açıkça “Senin söylediğin, düşündüğün ya da yaptığın hiçbir şey buna sebep olmadı.” mesajını vermek önemlidir. Çocukların yası her zaman üzüntü gibi görünmez. Bir çocuk sevdiği birini kaybettikten sonra ağlayabilir ve birkaç dakika sonra oyuncaklarıyla oynamaya başlayabilir. Kahkaha atabilir, arkadaşlarıyla eğlenebilir ve ardından yeniden kaybettiği kişiyi sorabilir. Bu geçişler yetişkinlere şaşırtıcı gelebilir. Ancak oyuna dönmesi, çocuğun üzülmediği, anlamadığı ya da kaybettiği kişiyi unuttuğu anlamına gelmez. Çocuklar yoğun duyguları çoğu zaman kısa aralıklarla yaşarlar ve oyun, onların yaşadıklarını anlamlandırma yollarından biri olabilir. Yas bazen doğrudan “üzgünüm” şeklinde de ortaya çıkmayabilir. Çocuğunuz daha öfkeli veya huzursuz olabilir, size daha fazla ihtiyaç duyabilir, ayrılmak istemeyebilir, uykuya geçmekte zorlanabilir, daha önce kazandığı bazı becerilerde gerileme gösterebilir veya ölümle ilgili oyunlar oynamaya başlayabilir. Bunların bir kısmı yas sürecinin doğal ifadeleri olabilir.

Ölümü anlatırken hangi dili kullanmalısınız?

Çocuğu korumak isterken kullandığımız bazı ifadeler küçük çocukların zihninde daha fazla soru ve korku oluşturabilir.

“Uykuya daldı.”
“Onu kaybettik.”
“Uzaklara gitti.”
“Artık bizimle değil.”

Bu ifadeler yetişkinler için daha yumuşak gelebilir ancak çocuk tarafından gerçek anlamlarıyla algılanabilir. Örneğin “uyudu” denmesi, çocuğun uyursa kendisinin veya ebeveyninin de geri dönemeyeceğine ilişkin bir korku geliştirmesine neden olabilir. Bu nedenle mümkün olduğunca “öldü” kelimesini kullanarak kısa ve somut açıklamalar yapmak daha sağlıklıdır. Örneğin ölümün, bedenin artık çalışmaması; kişinin artık nefes almaması, yemek yememesi, konuşmaması ve geri gelmemesi anlamına geldiği yaşına uygun bir dille anlatılabilir.

Çocuğun sorduğu kadarını cevaplamak yeterlidir. Her ayrıntıyı tek bir konuşmada vermeniz gerekmez. Çocuğun sorularının zaman içinde yeniden gelmesine izin verebilirsiniz ve bazı soruların cevabını bilmiyorsanız, “Bunu ben de bilmiyorum.” demenizde sakınca yoktur. Duygularınızı tamamen saklamanız gerekmez. Ebeveynler bazen çocuklarının yanında ağlamamaları gerektiğini düşünürler. Oysa çocuğun güvendiği bir yetişkinin üzülmesini görmesi tek başına zarar verici değildir.

“Onu özlediğim için üzgünüm.” diyebilirsiniz.

Böylece çocuğunuz üzüntünün konuşulabilir ve yaşanabilir bir duygu olduğunu görebilir. Ancak burada önemli olan, çocuğun sizi sakinleştirmek veya teselli etmek zorunda hissetmemesidir. Yetişkinin kendi yasını taşıyabileceğini hissetmesi çocuk için güven vericidir.

“Sen de ölecek misin?” diye sorarsa…

Ölümle karşılaşan çocukların kendi güvenlikleri ve ebeveynlerinin güvenliği hakkında sorular sorması oldukça anlaşılırdır.

“Sen de ölecek misin?” sorusuna gerçekçi olmayan bir şekilde “Hayır, ben hiç ölmeyeceğim.” demek yerine, çocuğun asıl ihtiyacını duymaya çalışabilirsiniz.

Çoğu zaman bu sorunun altında “Sen de beni bırakacak mısın, ben güvende miyim?” kaygısı vardır. Yaşına uygun biçimde, insanların çoğunlukla uzun yıllar yaşadığını, şu anda yanında olduğunuzu ve onun bakımını sürdürdüğünüzü anlatabilirsiniz.

Günlük hayatın devam etmesi önemlidir. Bir kayıptan sonra evin duygusal atmosferi doğal olarak değişir. Buna rağmen mümkün olduğunca okul, uyku, yemek, oyun ve günlük rutinlerin devam etmesi çocuğa önemli bir güven duygusu sağlar. Çünkü çocuğun dünyasında büyük bir şey değişmişken, bazı şeylerin hâlâ aynı şekilde devam ettiğini görmekrahatlatıcı olabilir. Bu dönemde çocuğun daha fazla yakınlık istemesi de doğaldır. Biraz daha fazla sarılmak, birlikte zaman geçirmek, sorularını dinlemek ve duygularına isim vermesine yardımcı olmak destekleyici olabilir.

Kaybettiği kişiyi hatırlamasına izin verin.

Yas, sevilen kişiyi unutmak anlamına gelmez. Çocuğunuz kaybettiği kişi hakkında konuşmak isteyebilir. Fotoğraflarına bakabilir, onunla ilgili bir resim çizebilir, birlikte yaşadıkları bir anıyı anlatabilir veya onun için bir şey yapmak isteyebilir. Bir anı kutusu hazırlamak, fotoğraf seçmek, sevdiği bir hikâyeyi hatırlamak ya da “Onunla ilgili en çok neyi seviyordun?” diye konuşmak çocuğun kaybettiği kişiyle olan bağını farklı bir biçimde sürdürmesine yardımcı olabilir. Bazen yetişkinler çocuğu üzmemek için kaybedilen kişinin adını anmaktan kaçınırlar. Oysa çoğu zaman çocuğa iyi gelen şey, özlediği kişinin aile içinde hâlâ konuşulabilir olduğunu bilmektir.

Cenaze ve vedalaşma sürecinde…

Çocuğun cenaze veya anma törenlerine katılıp katılmaması konusunda tek bir doğru yoktur. Burada çocuğun yaşı, gelişim düzeyi, isteği ve törenin koşulları birlikte değerlendirilmelidir.

Katılacaksa öncesinde orada neler görebileceği, insanların neden ağlayabileceği ve neler yapılacağı açıkça anlatılmalıdır. Mümkünse yanında, gerektiğinde onunla dışarı çıkabilecek ve sorularına eşlik edebilecek güvendiği bir yetişkin bulunması yardımcı olabilir. Çocuk katılmak istemiyorsa vedalaşmanın başka yolları da oluşturulabilir.

Ne zaman destek almak gerekir?

Her çocuk yasını farklı yaşar ve yas için kesin bir süre belirlemek doğru değildir. Bununla birlikte çocuğun günlük yaşamını belirgin biçimde etkileyen ve uzun süre devam eden yoğun kaygılar, ciddi uyku sorunları, sürekli içe kapanma, okul işlevselliğinde belirgin değişiklikler, yoğun suçluluk, devam eden davranış değişiklikleri veya ayrılmaya ilişkin çok yoğun korkular gözlemliyorsanız bir ruh sağlığı uzmanından destek almak değerlendirilebilir. Çocuğunuzun yasını sizin ortadan kaldırmanız mümkün değildir. Üstelik yas, ortadan kaldırılması gereken bir duygu da değildir. Yapabileceğiniz en kıymetli şeylerden biri, çocuğunuzun yaşadığı kaybı tek başına taşımak zorunda olmadığını hissettirmektir. Bazen bunun için uzun açıklamalara ihtiyaç yoktur: “Bunun çok zor olduğunu biliyorum. Onu özleyebilirsin, üzülebilirsin, kızabilirsin, merak ettiğin şeyleri sorabilirsin. Ben de her cevabı bilmiyor olabilirim ama bunları benimle konuşabilirsin. Ben buradayım.” Çünkü çocuklar yas tutarken yalnızca ölümü anlamaya çalışmazlar. Aynı zamanda değişen dünyalarının hâlâ güvenli olup olmadığını da anlamaya çalışırlar. Ve bu süreçte onlara verebileceğiniz en önemli şeylerden biri, gerçeğin konuşulabildiği, duyguların yaşanabildiği ve zor soruların birlikte taşınabildiği güvenli bir ilişkidir.

Klinik Psikolog İdil Hız